Kaynayan Kurbağa Sendromu: Alışmanın Etkisi

Kaynayan Kurbağa Sendromu

Kaynayan Kurbağa Sendromu, insanların kademeli olarak meydana gelen önemli değişikliklere veya sıradan hale gelen olaylara tepki verememesini tabir etmek için kullanılan metafordur.

Kaynayan Kurbağa Sendromu

Olayın çıkış noktasındaki hikayeye göre, soğuk su dolu tencereye koyulmuş bir kurbağa yavaş yavaş ısıtılıyor. Keza kurbağa da kendi vücut sıcaklığını yavaş yavaş ısınan suya göre ayarlamaya çalışacak tabiri caizse alışacaktır. Ancak su iyice ısıtılıp kurbağanın hayat fonksiyonlarının zarar göreceği bir noktaya getirildiğinde ise kurbağa çevresindeki değişikliklere tepki veremez hale geliyor ve devamında da haşlanarak ölüyor.

Buna karşılık, kaynar su dolu olan bir tencereye kurbağa konulmaya çalışıldığında, suyun sıcaklığından canı yanan kurbağa can havliyle kendisini tencereden dışarı atmaya çalışıyor.

Haliyle sorulması gereken en büyük soru kurbağayı neyin öldürdüğü: Suyun kaynaması mı yoksa ne zaman çıkması gerektiğine karar verememesi mi?

Sessiz Bozulmaya Uyum Sağlama

Bu metafor ile hayatımızda yaşadığımız pek çok duruma atıfta bulunabiliriz. Gerçekten karşılaştığımız durumlara ve ilişkilere, ancak belirli bir noktaya uyum sağlamalıyız. Ne zaman devam edeceğimize ve ne zaman girip çıkacağına karar vermeyi öğrenmeliyiz.

Sorun, insanların bilinçsiz veya bilinçli olarak kendi konfor alanlarından ayrılmayarak zararlı durumlara uyum sağlamayı tercih etmesidir. Bu şekilde sorumluluktan kaçınılır. Koşullar veya üçüncü şahıslar suçlanır ve kendimizi mağdur rolüne sokarız.

Deneyler

19. yüzyılda kurbağaların yavaş yavaş ısınan suya tepkisini gözlemlemek için birkaç deney yapıldı. 1869’da Alman fizyolog Friedrich Goltz, beyni çıkarılmış bir kurbağanın yavaşça ısıtılmış suda kalacağını, ancak 25 °C’ye ulaştığında bozulmamış bir kurbağanın sudan kaçmaya çalıştığını gösterdi.

Heinzmann 1872’de yapılan bir deneyde, normal bir kurbağanın, suyun yeterince yavaş ısıtılması durumunda kaçmaya çalışmayacağını gösterdiği söyleniyordu. Her ne kadar bu söylenti 1875’te Fratscher onaylansa da deneysel olarak aksi durumlar gözlemlenmektedir.

1888’de William Thompson Sedgwick, bu deneylerin sonuçları arasındaki açık çelişkinin deneylerde kullanılan farklı ısıtma oranlarının bir sonucu olduğunu söyledi.

Kaynayan Kurbağa Sendromu: Özet

Kaynayan Kurbağa Sendromu Nedir?

Bu sendrom, genellikle insanların yavaşça gerçekleşen değişikliklere tepkisiz kalmaları durumunda felaketlere duçar olduğunu göstermek için metafor olarak kullanılır.

Görünmez hale gelen ihtiyaçlarımız, arzularımız veya duygularımızla bağlantımızı keser ve kendimizi terk ederiz. Bu sendrom özellikle sosyolojiden meseleleri izah etmek için kullanılması yaygınlık göstermektedir.

Bu pasiflik ve boyun eğme davranışı genellikle empati, sevgi, kabullenme veya iç huzur gibi diğer sağlıklı davranışlarla karıştırılır. Korku, sorumluluktan kaçınma düşük benlik saygısı, belirsizlik ve teslimiyet, tepki verme, bizi bozma ve kurnazca ve yavaş yavaş hayatımızın kontrolünü ele geçirme yeteneğimizi azaltan tutumlardır. Bu durumdan kurtulmak için;

  • Öncelikle kendimizi keşfetmek ve sevmek için bir süre rahatsız hissetmemiz gerekir.
  • Kendimize, çeşitli durumlar için sınırlar koymakta fayda var “Yeter” “Hayır” diyebilmeyi öğrenmek gerekiyor.
  • Absürd beklentiler yaratmadan gerçeği olduğu gibi kabul etmekte fayda var
  • Koşullara karşı esnek olmanın ne zaman mümkün olduğunu ve ne zaman olmadığını ayırt etmeyi öğrenmek gerekir.

Her ne kadar kurbağalar üzerinde yapılan çoğu deneyler bu durumu tam olarak doğrulamasa da kaynayan kurbağa sendromunun metaforsal etkisi toplumsal yaşantıdaki etkisi yadsınamayacak şekilde görülmektedir.

Kaynak ve detaylı bilgi için;

http://www.oceansplasticleanup.com/

Paylaşmak isterseniz;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir