Johann August Sutter ve Ardındaki Hikaye

Johann August Sutter

Johann August Sutter (1803-1880) Alman asıllı İsviçreli bir göçmen, Meksika ve ABD vatandaşı, maceracı ve Kaliforniya’nın kurucu babalarından biri olarak kabul edilir.

15 Şubat 1803’te Almanya’nın Kandern şehrinde doğan Johann August Sutter, İsviçre’nin Rünenberg kentinde büyüdü. Muhtemelen orada bir askeri akademiye katıldı ve orduda görev yaptı. 1826 yılında evlendi ve 3 tane çocuğu oldu.

John August Sutter, 1834 yılında 31 yaşındayken kendisi gibi yaşamdan umutlarını kesmiş ve Amerika hayalleriyle yanıp tutuşan yüzlerce yolcunun bulunduğu New York’a giden bir Amerika gemisine biniyor. Basel yakınlarında, Rynenberg Kasabası’nda oturan bu adamın, Havre Limanı’ndan kalkan bu gemi ile Avrupalı yargıçların pençesinden kendisini kurtarması için bir an önce okyanusa, bilinmezleri ama çoklukla hayallerini gerçekleştireceği şeyler barındıran Amerika’ya, gitmesi gerekiyor.

Zira, sicilinde hırsızlık suçları, poliçe sahtekarlıkları olan ve dibine kadar borca batmış bir vaziyetteki Suter, karısı ve üç çocuğunu deyim yerindeyse yüzüstü bırakarak evinden ayrılıyor. Huylu huyundan vazgeçmez misali Paris’te sahte bir belge ile son bir vurgun yapıp kendisini Amerika’ya götürecek bir miktar para edindikten sonra gemiye atladı.

Johann August Sutter: ABD Yaşantısı

Sutter, ilk iş olarak tüccar olduğu Missouri’de bir ilçe olan St. Charles’a yerleşti. New Mexico’da iki kez başarısız olduğu ticari işler yaptı. Şansını başka bir yerde denemek için 1838’de Missouri’den ayrıldı ve 1839 yılının Temmuz ayını gösterdiği sıralarda San Francisco’ya vardı.

San Francisco’yu nüfusu milyonlar olan bugünkü modern kent olarak hayal etmemek gerek. Adını Fransisken misyonerlerinden alan bakımsız bir balıkçı kasabasından ibaret. Döneminin Meksikalı Kaliforniya valisinden yaklaşık 50.000 dönümlük bir arazi yardımı aldı ve bu araziyi de kuzey Kaliforniya’daki iki nehrin kavşağında aramaya karar verdi.

Aradığını çok çabuk bir şekilde bulan Suter, sonrasında doğruca Monterey’e, halkı yoksulluktan kıvranan başkente gidiyor ve Vali Alverado’ya kendisini tanıtıyor, buradaki bakımsız ve harap toprakları işletmek istediğini bildiriyor ve “Adalardan Kanaklar getirdim. Bu çalışkan ve işbilir Kızılderilerden daha da getirtmek ve bu toprakları imar edip küçük bir sömürge devleti, Yeni Helvetia’yı kurmak istiyorum,” diyor.

Vali, “Neden Yeni Helvetia?” diye soruyor. Suter, “Ben İsviçreliyim ve Cumhuriyetçiyim,” yanıtını veriyor. “Pekâlâ, istediğiniz gibi olsun! Size on yıllık bir imtiyaz veriyorum.” Görüldüğü gibi burada işler çok çabuk sonuca bağlanıyor. Uygar dünyadan kilometrelerce uzakta bulunan bir insanın enerjisi, ülkesindekinden çok daha değerli oluyor.

Johann August Sutter: Arazide Yaptıkları

İlk iş olarak Eski Amerikan Yerlilerini görevlendirerek arazileri temizledi, sulama hendekleri kazdı, ekin dikti ve güçlendirilmiş bir direk inşa etti. Kısa süre sonra buğday, çiftçilik, öğütme, madencilik, kürk ticareti, somon balığı avlama, balık yetiştirme gibi türlü türlü işler yapmaya başladı. 

Suter, yalnızca Vancouver ve Sandwich Adaları’nı doyurmakla kalmıyor, Kaliforniya kıyılarında demirleyen bütün yelkenlilerin gereksinimlerini de karşılıyor. Bugün herkesin iştahla yediği o nefis Kaliforniya meyvelerini ilk olarak Suter yetiştiriyor. John Steinbeck’in eşsiz eseri “Gazap Üzümleri” de bu beldede geçmektedir.

Fransa’dan üzüm fideleri getirtiyor ve birkaç yıl sonra her taraf üzüm bağlarıyla kaplanıyor. Kendisine evler yapıyor, modern çiftlikler kuruyor. Yetmiyor 180 günlük uzaklıktaki Paris’ten bir Playel piyanosu ve altmış mandanın New York’tan başlayıp bütün kıtayı bir baştan bir başa geçerek çektiği bir buhar makinesi getirtiyor. Bölgesini geliştirmek için, tabiri caizse kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor.

İngiltere ve Fransa’nın en büyük bankalarında hesabı ve saygınlığı olan, yaşamının en yüksek noktasına eriştiği 45 yaşındaki bu adam, 14 yıl önce dünyanın bir köşesinde bir karısı ve üç çocuğu olduğunu, onları yüzüstü bırakıp buralara geldiğini anımsıyor. Suter, onlara mektup yazıyor ve yanına, prensliğine davet ediyor; çünkü avuçlarındaki bolluğun ancak şimdi farkına varabilmiştir.

O, Yeni Helvetia’nın sahibi olarak şuanda dünyanın en zengin adamlarından biridir ve öyle de kalacaktır. Sonunda Amerika Birleşik Devletleri bu bağımsız sömürgeyi Meksika’nın elinden alıyor. Böylece artık her şey güven altına alınmış bulunuyor. Birkaç yıl sonra Suter, dünyanın en zengin adamı olacaktır.

Altının Keşfi

Topraklarında altının keşfi Sutter’a tam anlamıyla felaket getirdi. Kendi toprağında altın bulan bir insanın başına nasıl bir felaket gelebilir demeyin. Devamında yaşanan olaylar her şeyi yerle bir ediyor. 

Su ile çalışan bir kereste fabrikası inşa etme sürecinde, 24 Ocak 1848 yılında James W. Marshall adlı bir marangoz bir nehir yatağında altın pulları buldu. Suter, Marshall’a ağzını sıkı sıkıya tutmasını emretti, ama haberler sızdı. İşçiler koloniyi terk etti. Sağılmayan inekler böğüre böğüre ölüyorlar, manda sürüleri ağılları yıkıyor ve ekili alanlara saldırarak hasat zamanı çoktan gelmiş ürünleri ayaklarıyla eziyorlar. Mandıralar çalışmıyor, gıda ambarları birer birer yıkılıyor, kısacası koca bir yerleşim alanı yerle bir oluyor.

Telgraflar bütün ülkelere ve denizaşırı yerlere burada bulunan altını müjdeliyor ve çok geçmeden kentlerden ve limanlardan insan selleri buraya doğru akın ediyor. Altın arayanlar ve gecekonducular Sutter’ın topraklarını istila ederek mallarını ve çiftlik hayvanlarını çalar ve yok eder. 

Resmi mühürlü bir belge ile kendisine verilmiş oları San Francisco toprakları üstünde, aklın alamayacağı bir hızla bir kent yükseliyor. Suter’in hiç tanımadığı insanlar, birbirlerine onun topraklarını satıyorlar ve Yeni Helvetia adıyla kurduğu devlet, şu büyülü sözcüğün arkasında kaybolup gidiyor: Eldorado, Kaliforniya. ABD mahkemeleri, onun Meksika ödeneklerini reddettiğinde, yıkımı tamamlanmıştı. 1852’de iflas etti.

Bir kez daha iflas etmiş olan Johann August Suter, bedenine felç inmiş gibi donuk bakışlarını, bu altın arayan canavarlar sürüsüne yöneltmiş, çaresizlik içinde onları seyrediyor. Önce o da kazmak, uşakları ve arkadaşlarıyla birlikte bu servetten yararlanmak istiyor, fakat herkes onu yalnız bırakıyor, ondan kaçıyor.

Bunun üzerine Suter, o lanet olası altın arayıcılarından ve o uğursuz kumdan kurtulmak için altın bölgesinden iyice uzaklaşıp ıssız çiftliğine çekiliyor. Bu sırada İsviçre’den yanına çağırdığı karısı ve üç yetişkin oğlu geliyor; uzun yol yorgunluğu sonucu bitkin düşen karısı, daha geldiği gün ölüyor; fakat üç oğlu dimdik ayaktadır ve yanındadır. Suter, onlarla birlikte yeni bir çiftlik kuruyor ve canla başla çalışarak bu verimli topraklardan bir kez daha yararlanmasını biliyor. Yeni planını bir kez daha herkesten gizliyor.

Blaise Cendrars-Sutter’s Gold

Dava

Tarih 1850. Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri’ne katılmış bulunuyor. Yeni yönetimin sert uygulamaları sayesinde, insanları altın arama sarhoşluğuna kapılmış bu ülke, sonunda düzene kavuşuyor. Kargaşanın üstesinden gelinmiş, kanun egemenliği ve hukukun üstünlüğü yeniden yaşama geçirilmiştir.

İşte tam bu sırada Johann August Suter ortaya çıkıyor ve yönetimden isteklerini bir bir sıralıyor: Üzerine San Francisco kentinin kurulduğu bütün topraklar kanun gereği kendi öz malıdır; devlet, mal ve mülkünün çalınmasıyla uğradığı bütün zararları karşılamalı ve topraklarından çıkarılan altından kendisine de pay vermelidir. İnsanlık tarihinde o âna kadar eşine rastlanmamış bir büyük dava başlıyor.

Johann August Suter, uğraş verip kurduğu sömürgesine yerleşmiş olan tam 17.200 çiftçiye karşı dava açıyor ve kendisinden çaldıkları toprakları boşaltmalarını istiyor. Kendisi yaptırılmış olan yol, kanal, köprü, su bentleri ve değirmenleri sahiplenmiş bulunan Kaliforniya hükümetinden de yirmi beş milyon dolar tutarında tazminat ve çıkarılan altından da ayrıca pay istiyor. Davayı yürütmesi için büyük oğlu Emil’i Washington’a gönderip hukuk eğitimi yaptıran Suter çiftliklerinden elde ettiği bütün paraları bu son derece büyük ve pahalı davayı kazanmak için harcıyor. Dava, mahkeme mahkeme tam dört yıl sürüyor.

Dava Açıklanıyor

Sonunda, takvimler 15 Mart 1855’i gösterdiğinde karar açıklanıyor. Kaliforniya’ nın en yüksek devlet memuru, dürüst Yargıç Thomson, Johann August Suter’in topraklarıyla ilgili iddialarında tamamıyla haklı olduğunu onaylıyor. 1855 senesinin bu Mart günü, Johann August Suter amacına ulaşıyor. O, şu anda dünyanın en zengin adamıdır.

Johann August Sutter: Bitmeyen Mücadelesi

Dünyanın en zengin adamı mı? Hayır, hayır, bir kez daha hayır. Suter dünyanın en yoksul dilencisi, en bahtsız ve en zavallı adamıdır. Yazgısı, öldürücü oyunlarından birini yine bu adama karşı oynuyor, hem de bir daha ayağa kalkamayacak biçimde. Mahkeme kararı açıklanır açıklanmaz, San Francisco ve bütün ülkede bir kasırga kopuyor.

Mülkleri ellerinden alınma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir sürü insan, yağmacılığı kendilerine meslek edinmiş on binlerce sokak serserisi, adliye sarayına saldırarak binayı ateşe veriyorlar; linç etmek için Yargıç Thomson’u arıyorlar ve Johann August Suter’in malını ve mülkünü yağmalamak için hep birlikte yola çıkıyorlar.

Çapulcular sıkıştırılan büyük oğlu, kendini vuruyor; ikinci oğlu da öldürülüyor, üçüncüsü kaçmayı başarıyor, ancak anavatanı İsviçre’ye dönerken denizde boğuluyor. Yeni Helvetia’nın üzerinden bir alev dalgası geçiyor; Suter’in çiftlikleri birer birer yakılıp yıkılıyor, bağları çiğneniyor, ev eşyaları, bütün koleksiyonları ve paraları yağma ediliyor. Korkunç bir kin ve şiddet örneği sergilenerek, bu uçsuz bucaksız topraklar harabeye çevriliyor. Suter, canını zor kurtarıyor.

Yediği bu korkunç darbeden sonra Johann August Suter, bir daha kendine gelemedi. Yarattığı eser yıkılmış, karısı ve çocukları ölmüşlerdi. Yapayalnız kalmıştı ve kafası karmakarışıktı, ama uyuşmuş beyninde hâlâ bir düşünce var: Hakkı olanı almak!.. Bu yıkılmış, bu zavallı ihtiyar, tam yirmi beş yıl boyunca Washington’daki adliye sarayı çevresinde dolaşıp duracaktır.

Devletten milyarlarca dolar tazminat isteyen bu yırtık pabuçlu ve kirli ceketli General’i, buradaki bütün bürolarda çok iyi tanıyorlar. Yeniden dava açtırıp elindeki son kuruşu da almak isteyen bir sürü avukat, serüvenci ya da dolandırıcı çıkıyor karşısına. Suter’in kendisi için para pul istediği yok, kendisini yoksulluğa düşüren, üç çocuğunun ölümüne neden olan ve yaşamını zindan eden paradan nefret ediyor.

Johann August Sutter: Ölümü

Sutter, 1850’lerin başlarında Feather River’daki mülküne, Hock Farm’a taşındı ve 1864’te Kaliforniya yasama organı aylık olarak ödenen emekli maaşı ile ödüllendirildi. Ancak ertesi yıl bu sefer de kundakçılar evini yaktı. Bunun üzerine Sutter, 1871 yılında Pensilvanya‘nın Lititz kentine yerleşti. Hakkı olanı almak için sık sık Washington’a seyahat etti ve ABD Kongresi aracılığıyla tazminat alma girişimine devam etti. 

Kapılar gittiği her yerde, bu zavallı adamın yüzüne kapatılıyor. 17 Temmuz 1880 günü öğleden sonra, bir kalp krizi onu, Kongre Sarayı’nın merdivenlerinde aniden yakalıyor ve bir anda bütün acılarından kurtarıyor. Yerden bir dilenci ölüsü kaldırıyorlar. Evet bir dilenci ölüsü, fakat cebinde, kendisine ve bütün vârislerine dünya tarihinde bir eşine daha rastlanmayan bir büyüklükteki serveti her türlü hak ve hukuka karşı güvence altına alan bir belge bulunan bir dilenci ölüsü.

Bugüne kadar Suter’in serveti üzerinde hak iddia eden hiç kimse, hiçbir mirasçı çıkmadı. San Francisco, bu kocaman memleket parçası, hâlâ başkasının toprakları üzerinde yükselmektedir.

Ondan geriye kalan tek şey San Francisco’daki Sutter Caddesi ve Sutter County sadece adını yaşatmak için koyulmuştur.

Johann August Sutter
Johann August Sutter
Johann August Sutter

Benzer içerikte yazıları okumak için tıklayın.

Kaynak ve detaylı bilgi için;

İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar – Stefan Zweig

https://biography.yourdictionary.com/

https://www.britannica.com/biography/

https://www.findagrave.com/memorial/

Paylaşmak isterseniz;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir