Düşünce Hataları

İlişkilendirme Yanılgısı Nedir?

İlişkilendirme yanılgısı, birbirleriyle paralel gerçekleşen alakasız olayları, neden sonuç çıkarımı yapacak şekilde bağdaştırmaktır.

İlişkilendirme Yanılgısı

Bu yanılgıdaki kişi, sebep-sonuç ilişkisine etkisi olmayacak olaylar sırf birbirleriyle paralel bir şekilde meydana gelmesi nedeniyle ilişkilendirir.

Diyelim ki David Becham adında bir futbolcu, son üç maçta attığı frikiklerin hepsini gole çevirerek takımını galibiyete taşımıştı. Kendisi bu maçlarda normalden farklı olarak pembe renkli krampon giymişti. Frikik antrenmanlarıyla kendisini geliştiren David, ayakkabısına ince bir bakış atıp “Sanırım pembe renk bana şans getiriyor.” diye düşünmeye başlamıştı. David, frikiklerin gol olmasını pembe renkle ilişkilendirdi.

Sahaftaki kadın o kadar güzeldi ki, Brad, kadının gösterdiği Almanca kitabını satın almadan edemedi. Kitap çok gereksizdi, öyle bir dili öğrenmesi için de hiçbir sebep yoktu. Ancak Brad farkında olmadan kitabı kadının güzelliğiyle ilişkilendirdi. Müstakbel Almanca bilgisinin de aynı şekilde göz alıcı olacağını hayal etti.

İnsan beyni tabiri caizse bir bağlantı makinesidir. Ki, bu sayede bilmediğimiz bir şey yediğimizde eğer hasta olmuşsak o şeyden uzak durur ve o şeyi zehirli ya da en azından yenmez olarak tanımlarız. Bilgideki birikme de aynen bu şekilde oluşur. Ancak ne yazık ki ilişkilendirme yanılgısı da böyle oluşmaktadır.

Bu durumu ilk inceleyen fizyoloji ve psikoloji alanındaki çalışmaları ile psikofizyoloji ve deneysel psikoloji alanlarını derinden etkilemiş olan Rus fizyolog Ivan Pavlov’du.

Pavlov aslında köpeklerin tükürük üretimini araştırıyordu. Deney düzeneği de buna göre kurulmuştu. Zira köpekler, kendisine yiyecek veren sahibinin ayak sesini duyunca bile salya salgıladıklarını fark etti. Ki normal şartlar altında bir köpeğin yemeği gördüğü anda salyasının akması normal bir durumdu. Ancak daha yiyeceği görmeden tükürük bezlerinin harekete geçmesi nedeniyle durumu araştırmaya karar verdi.

Aç bir köpeği alarak onu ses geçirmeyen bir odaya getirdi. Ardından da Pavlov, elindeki zili çaldı ancak köpekte herhangi bir salya oluşumu görülmedi. Daha sonrasında ise zil sesiyle beraber aç köpeğe et parçaları attı. Köpekte et parçalarını görünce haliyle salya salgılamaya başladı.

Asıl kilit nokta ise bundan sonra başladı. Pavlov, aç köpeğe et parçalarını vermeye başladığı anda elindeki zili çalmaya başladı. Çok geçmeden köpeğin salyasının akması için et verilmesine gerek kalmadan sadece zilin çalınması yeterli oldu. En nihayetinde köpek, zilin çalması ile tükürük üretimi gibi işlev olarak hiç bir alakası olmayan iki şeyi birbiriyle ilişkilendirmişti.

Pavlov’un köpeklerle olan deneyi, benzer mantıkta İkinci Dünya Savaşı sıralarında Almanların tanklarını imha etmek için Sovyetler Birliği tarafından kullanılmıştır.

Sovyetler, kurulan barınaklarda köpekleri şartlandırabilmek için uzun süre aç bıraktılar. Ardından da barınağa getirilen tanklar ile et parçalarını köpeklerin ilişkilendirmesini sağladılar. Böylece köpekler, artık tankların olduğu yerde yemek olduğunu öğrenmişlerdi.

Şartlanmış köpekleri savaş alanına getiren Sovyet askerleri, aç köpeklerin üzerine bomba yerleştirdiler ve Alman tanklarının üzerine saldılar. Tanklarda yemek bulacağını zanneden köpekler tanklara yaklaştıklarında ise hepsi patlatıldı. Böylece Sovyetler, döneminin süper gücü olan Alman tanklarına karşı hiç görülmemiş bir şekilde önlem almış oldu.

Sovyetler’in Tanklarla İlişkilendirdiği Köpekleri

Pavlov’un yöntemi tahmin edebileceğiniz üzere reklamcılıkta da kullanılmaktadır. Benzer mantıkta ürünlerle olumlu hisleri birleştirir ve bu şekilde müşterilere etkilemeye çalışır. Örnek vermek gerekirse, ülkemizde ramazan şerbetçisi gibi reklamlar sunan Coca-Cola, Almanya gibi Batı toplumu ülkelerde ise tam tersi bir şekilde gençliği, güzelliği, cinselliği ve eğlenmeyi ilişkilendirirler.

İlişkilendirme yanılgısı elbette ki kararlarımızın kalitesini de etkiler. Ki, kötü haber getirenleri sevmemeye meylederiz. “Elçiyi vurma sendromu” (Shoot the messenger syndrome) olarak adlandırılan bu durumda, kötü haberi getiren kişi, haberin içeriğiyle ilişkilendirilir.

Ancak ilişkilendirme yanılgısı bu yönüyle oldukça zararlı olabilmektedir. Buna Gerog Foster adındaki satış temsilcisinin yaşadığı olay örnek verilebilir. Günlerden bir gün Georg Foster kapı kapı dolaşıp elindeki ürünün satmak için dolaşırken, boş bir evin önüne geldi.

Bu boş ev, ufak bir gaz kaçağı nedeniyle haftalar boyunca yanıcı gazla dolmuştu. Tam da aksilik olacak ya kapı zili de bozuktu ve zile basınca kıvılcım çıkıyordu. Zavallı adamın zile basmasıyla ortaya çıkan ufacık kıvılcım sonucu ev havaya uçtu.

Foster derhal hastaneye kaldırıldı. Neyse ki olayı ciddi bir yaralanma olmadan atlatmış ve çok geçmeden işlerini tekrar yapabileceği sağlığına kavuşmuştu. Ancak zil düğmelerinden o kadar korkar hale gelmişti ki işini bir daha yapamadı. Kendisi bu tür bir olayın tekrarlanma olasılığının ne kadar düşük olduğunu elbette biliyordu. Ancak mantığı, ne kadar istese de (hatalı) ilişkilendirmeyi ortadan kaldırmayı başaramıyordu.

Aslında ilişkilendirmeden sakınmak için yapılması gereken tam da Mark Twain’in özetlediği şu ifade de gizlidir:

Bir deneyimden ancak o deneyimin içinde barındırdığı kadar bilgelik çıkarmaya dikkat etmeliyiz, daha fazlasını değil; yoksa kızgın sobanın üzerine oturan kediye benzeriz. Kedi bir daha asla kızgın sobanın üzerine oturmayacaktır, bu doğru; ama bir daha soğuk sobanın üzerine de oturmayacaktır.

Mark Twaın

Kaynak

Gaz kaçağı hikâyesiyle ilgili bkz: Baumeister, Roy F.: The Cultural Animal: Human Nature, Meaning, and Social Life, Oxford University Press, 2005, S. 280.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu