PsikolojiSafsatalar

Otorite Ön Yargısı (Authority Bias)

İnsanların kendilerini otorite figürlerine nasıl teslim ettiklerini hiç merak ettiniz mi? Ya da neden bazen bir liderin veya uzmanın görüşünü, kendi mantığımız veya ahlaki değerlerimizle çelişse bile, sorgusuz sualsiz kabul ediyoruz? Stanley Milgram’ın 1961’deki ünlü deneyi, bu soruların cevabını anlamamıza yardımcı olabilir. Ancak, öncelikle psikolojik bir fenomen olan ‘otorite ön yargısı’ ne söyler bunu anlamamız gerekiyor. Bu yazımızda, otorite ön yargısının ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve günlük yaşamımızda nasıl etkili olduğunu keşfediyoruz.

Otorite Ön yargısı Nedir?

Günlük hayatında kibar ve eğitimli olan sıradan insanlar, nasıl olur da akla sığmaz bir umursamazlıkla ve insafsızlıkla davranabilmektedirler?

Stanley Milgram

Otorite önyargısı, (İngilizce: Authority bias) insanların otorite figürlerinin görüşlerine ve emirlerine aşırı derecede itibar etme eğilimini tanımlayan bir sosyal psikoloji terimidir. Bu önyargı, otorite figürünün görüşlerini daha fazla ağırlıklandırma veya onların yönergelerini sorgulamadan takip etme şeklinde kendini gösterebilir.

Böylesi bir yanılgının etkisine maruz kalan bir kişi, otoriter bir figürün görüşlerine daha fazla doğruluk atfeder ve bu görüşten daha fazla etkilenme eğilimindedir. Zaten toplumun dokusunda tahakküm hiyerarşisi yerleşmiş olduğundan, yanılgı pek çok kişide kendini göstermektedir.

Bize otoriter figürlere saygı göstermemiz gerektiği öğretildiğinden çok erken yaşlardan itibaren otoritenin varlığını tecrübe ederiz. Zira bile evdeki babadan başlayarak okuldaki öğretmenlere varıncaya kadar otoriter figürlerle içli dışlı oluruz. Büyüyüp yetişkin olduğumuzda dahi hayatımızda otoriter figürlere devam ederiz.

Ancak daha da önemli bir gerçek vardır ki, otoritenin olduğu yerde kendi başımıza düşünmeyi bırakırız. Öyle ki mantıken ve ahlaken hiçbir anlamı olmayan yerlerde bile otoriteye boyun eğme eğilimini sürdürürüz.

Çoğu durumda, uzman veya tanınmış bir otorite figürüne güvenmek hayatımızı kolaylaştıran bir stratejidir. Ancak otoritenin her etkisi otomatik bir tepkiye dönüştüğünde sorunlar ortaya çıkar ve tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Otorite Figürü Ne Zaman Tehlikelidir?

Peki, yanılgı en çok ne zaman kendini gösterir? Aslında, bunu “benim babam senin babanı döver” gibi bir tabirle özetleyebiliriz. Alanında başarılı olan bir otorite figürünün, alakasız konularda da benzer bir otorite olduğunu düşünürüz.

Sınavlarda yüksek not alan bir öğrenci elbette ki bilgisayar oyunlarında da iyi olabilir, ancak sadece derslerinin iyi olması nedeniyle onun bilgisayar oyunlarını da iyi oynayacağını düşünmek yanlış bir yaklaşım olur. Çünkü “uzmanlık”, bir olayın doğruluğu için genellikle geçerli bir sebep olsa da yeterli bir sebep olarak kabul edilmemelidir.

Fark edileceği üzere, otorite ön yargısı, otoritelerin kendi güçlü alanlarının dışında da otoriter olarak algılanmaya başlandıkça daha da tehlikeli hale gelmektedir.

Peki uzmanlığı olduğu bir konuda söyledikleri doğru kabul edilmeli midir? Demiştik ki otoriter olmuş bir figürün sahip olduğu değerleri olduğundan daha fazla algılarız. Yani otoritenin uzmanı olduğu bir konudaki görüşlerine de pekala şüpheyle yaklaşılması gerekir. Çünkü sahip olunan uzmanlık değerleri, kişinin otorite olup olmamasından bağımsız olarak doğru veya yanlış olmaktadır.

Bu durumun en iyi örneği ve ne kadar tehlikeli olabileceği uçak kazalarıyla ortaya çıkmıştır. Aslında birçok uçak kazasının nedeni, yardımcı pilotlar tarafından fark edilmişti. Ancak bir bakıma, “kaptan pilotun bir bildiği vardır” düşüncesiyle hatayı belirtmek için cesaret edememişler ve kaptan pilotun hatasına devam etmesine ve sonunda bir kaza yaşanmasına neden olmuşlardır.

Olayın keşfinden sonra neredeyse tüm havayolu şirketlerinin pilotları, “Mürettebat Kaynak Yönetimi” (Crew Resource Management) adı verilen bir eğitim alır. Bu eğitimde, tutarsızlıklara karşı açık olmayı, cesurca ve hızlı bir şekilde yanıt vermeyi öğrenirler. Yani, anlayacağınız üzere, zorlu bir eğitimle otorite önyargısından kurtulmaya çalışırlar.

Benzer bir yanılgı, Chernobyl gibi büyük felaketlerde de meydana gelmişti. Yanlış bir şey yapıldığı bilinmesine rağmen, otoriteye itaat büyük felaketin fitilini ateşlemiş ve tarihin en büyük felaketlerinden biri meydana gelmişti. HBO tarafından yayınlanan Chernobyl dizisinde de bu konu işlenmiştir.

Bilimin ilerleyişi açısından bu durum net bir şekilde görülebilir. Örneğin, Newton, bilime büyük katkılar sağlamış otoriter bir figür olsa da, olan Einstein tarafından yanlışlanabilecek bir bakış açısıyla tartılması, bilimin gelişmesini sağlamıştır.

Milgram Deneyi ve Otoriteye Olan İtaat

Stanley Milgram adında bir sosyal psikolog, 1961 yılında Yale Üniversitesi’nde ünlü bir psikoloji deneyini gerçekleştirmişti. Milgram deneyi olarak bilinen bu çalışma, insanların otorite figürlerinin emirlerine ne kadar uymaya meyilli olduklarını araştırmak amacıyla tasarlanmıştı.

Tanımlamak gerekirse, Milgram deneyi, insanların kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen, bir otorite figürü veya kurumun isteklerine ne ölçüde itaat etmeye istekli olduklarını ölçmeyi amaçlayan bir dizi deneyin genel adıdır.

Deneyin düzeneği, iki odadan oluşmaktaydı ve bir odada öğretmen görevindeki denekten (gerçek katılımcı), onun yanında bulunan bir araştırmacıdan (otorite figürü, aslında bir aktör) oluşurken. Ayrı bir odada da öğrenci (yine bir aktör) bulunmaktaydı.

Öğretmen görevindeki deneğe, öğrencinin bir dizi kelime eşleştirme sorusunu yanıtlaması gerektiği söylenmişti. Öğrencinin her yanlış cevabı için, öğretmenin elektrik şoku uygulaması gerektiği talimatı verilmişti.

Deney öncesinde, denek hafif bir elektrik şoku alır. Bu sayede deney sırasında oyuncuya verilen elektrik şokunun denek tarafından deneyimlenmesi sağlanır.

Deneye başlanırken, deneğe birkaç kelime verilmiş ve oyuncuya bu kelimeleri öğretmesi istenmişti. Ardından da deneğin öğrettiği kelimeyle eşleşebilecek 4 şık okunmuştu. Eğer oyuncu hatalı şıkkı seçmişse, bizzat denek tarafından kurulu düzenek aracılığıyla oyuncuya elektrik şoku verilmesi istenmişti.

Verilen her bir hatalı cevaptan sonra elektrik şokunun şiddeti 15 volttan başlayıp oyuncu doğru cevabı verene kadar 15 volt arttırılarak devam ettirilmişti. Oyuncu doğru cevap verdiğinde ise denek sonraki kelimeye geçecekti.

Verilen her yanlış cevap 15 voltla başlayıp ardından 30 volt, sonrasında da 45 volt şeklinde artarak neredeyse ölümcül bir değer olan 450 volta kadar gitmekte ve oyuncu da gerçekten acı çekiyormuş gibi inlemekteydi.

Her ne kadar denek deneyi durdurmak istemişse de tam o esnada sakin bir şekilde araştırmacı (otorite figürü) “Siz sadece devam edin, deney böyle gerektiriyor.” diyordu.

Sonuç olarak, deneklerin büyük bir çoğunluğu (yaklaşık %65’i), deneyin son aşamasına kadar gitmiş ve en yüksek voltaj seviyesinde “elektrik şoku” uygulamıştı.

Milgram deneyi, insanların otorite figürlerine nasıl itaat ettiklerini ve hatta ahlaki değerlerini göz ardı ederek acı verici veya tehlikeli eylemleri gerçekleştirebileceklerini göstermişti.

Bu deneyin sonuçları, insanların otorite figürlerine olan itaatinin derinliğini ve potansiyel olarak etik dışı eylemleri gerçekleştirebilecek bir duruma nasıl getirilebileceğini ortaya koymuştu. Bu, otorite önyargısının güçlü bir göstergesi olmuştu.

Aynı deney, bu sefer önlüksüz ve doktor ünvanı olmayan bir araştırmacı gözetiminde gerçekleştirildiğinde, ilk deneyden farklı bir sonuç ortaya çıkmıştır. Araştırmacı, deneklere devam etmelerini söylese de oyuncunun çığlıklarına dayanamayıp deneyi bırakmıştır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu