Düşünce Hataları

Kendine Hizmet Eden Ön yargı (Self Serving Bias) Nedir?

Sosyal psikolojide bilişsel bir ön yargı türü olarak bilinen kendine hizmet eden ön yargı, kişinin olumlu olayları kendinden bilip olumsuz olayları ise dış faktörlere atfetme eğilimi olarak tanımlanır.

Kendine Hizmet Eden Ön Yargı

Kişinin kendisini aşırı olumlu olarak tanımlaması ile her halükarda başarıyı kendi yetenek ve çabalarına, başarısızlığı ise dış etkenlere bağlama eğiliminde bir inanış gösterir.

Takım iyi bir yıl mı geçirdi? Teknik direktör bunu parlak kararlarıyla, sonsuz gayretiyle, taktiksel kararıyla ve kulüp kültürüyle gerekçelendirir.

Öte yandan, takım kötü bir yıl geçirdiyse bunun sebebi kötü transferler, kulüp kültürü, teknik ekibin beceriksizliği, oyuncuların kötü performansı, yanlı transfer politikası ya da buna benzer sebeplerdir.

Okul döneminizi şöyle bir düşündüğünüzde bu durumu görebilirsiniz. Zira yüksek, başarılı notları bileğinizin hakkıyla siz almıştınız. Ancak bir dersten çakıp kendinizi başarısız notlar alırken bulduğunuzda ise ya hoca sınavı çok zor yapmıştı, ya da hocanız size takmıştı.

İşte tam da buna yönelik bir deney yapıldı. Bir kişilik testi oluşturuldu. Ardından da bu kişilik testini tamamlayanlara, iyi ve kötü notlar tamamen rastgele bir biçimde verilmiştir.

Testi inandırıcı ve genel olarak geçerli bulmuş kitle, iyi not alanlardan oluşmuş. Tesadüfen kötü notlar alanlar ise testi hiç mi hiç önemli bulmamış.

Peki neden başarıları kendi icraatımız olarak yorumlarken başarısızlıklarımızın suçunu başkalarının üzerine atma ihtiyacı duyuyoruz?

Aslında bu konuyla alakalı dile getirilmiş pek çok teori var ve en basiti de kendimizi bu şekilde daha iyi hissetmemiz. Böylece kendi kendimize verdiğimiz zararlar normal ve belirli sınırlar içinde kalmış oluyor.

Durum bu şekilde olmasa evrim bu düşünce hatasını geçmiş bunca yıl içinde çoktan silmiş olurdu. Ancak dikkatli olmakta fayda var. Öngörülemez tehlikeler barındıran modern dünyamız, kendine hizmet eden ön yargı nedeniyle kolaylıkla felaketlere neden olabilir. Bunun en iyi örneği, kendini “Evren’in Efendisi” olarak adlandırmayı çok seven Richard Fuld’du.

Fuld’u bilmeyenler için şunu söylemekte fayda var; kendisi 2008’e kadar Lehman Brothers şirketinin CEO’suydu. Şirketin sonu malum…

SAT adında, ABD’de üniversiteye başvuran bütün öğrencilerin girmesi gereken oldukça standart bir test vardır. 200 ile 800 puan arasında sonuçlar olan bu sınavdan bir yıl sonra öğrencilere test sonuçları sorulduğunda, sonuçlarını ortalamada 50 puan yüksek belirtiyorlardı.

İlginç olan nokta ise pişkin bir şekilde yalan söylemiyor, arsızca abartmıyorlardı. Sadece test sonuçlarını kendilerinin de buna inanacakları noktaya cilalıyorlardı.

Öğrencilik dönemlerimizde buna yuvarlama derdik. Tabii bu yuvarlamanın da bazı hoş hileleri vardı. Sınavdan alınan not sorulduğunda yukarı olan sayıya yuvarlanırdı; 42 alınmışsa 40 değil de 45 alındığı söylenirdi.

Sosyal medyada saçma sapan hareketler yapılmış gönderilere “Bunların hiç kendilerini uyaracak arkadaşları falan yok mu” diye etiketlendiğini görmüşsünüzdür.

Hiç süslemeden, laga luga yapmadan size dosdoğru gerçekleri olduğu gibi ya da en azından anlayabileceğiniz şekilde söyleyen dostlarınız var mı? Varsa, kendinizi şanslı gruptan sayabilirsiniz.

Hz. Ömer ile de ilgili bununla ilgili pek çok kıssa anlatılır. Kendisini sertçe eleştirmesi için bizzat görevlendirdiği kişiler olurmuş.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu