Temel Hukuk Kavramları

Hukuk Kuralları

Hukuk kuralları, toplumsal hayatın düzenlenmesi için oluşturulan ve devlet tarafından yaptırımı güvence altına alınan normlardır. Bu kurallar, bireyler arası ilişkileri, toplumsal düzeni, adaleti ve barışı korumayı amaçlar.

Hukuk Kurallarının Özellikleri

Hukuk kurallarının özelliklerini maddeler halinde aşağıdaki gibi yazabiliriz:

  • Devlet gücü ile destekli
  • Yaptırıma dayalı
  • Soyut
  • Cebri
  • Kişilik dışı
  • Sürekli
  • Genel
  • Toplumsal hayatı düzenlemeye yönelik

Hukuk Kurallarının Amaçları

Hukuk kurallarının temel amacı, toplum içinde bireylerin haklarını koruyarak adaleti sağlamak ve sosyal düzeni sürdürmektir. Bu kurallar, toplumun barış içinde yaşamasını destekler ve zamanla ortaya çıkan yeni durumlar karşısında esnek bir yapı sunar. Özetle, hukuk kuralları:

  • Bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alır, böylece herkesin adil bir şekilde korunduğundan emin olunur.
  • Adaletin herkese eşit bir şekilde dağıtılmasını sağlar, bu da toplumsal eşitliği ve huzuru destekler.
  • Toplumsal düzenin korunmasına yardımcı olur, böylece insanlar güvenli bir ortamda yaşayabilir.
  • Toplum içinde barışın ve uyumun sürdürülmesine katkıda bulunur, çatışmaların ve anlaşmazlıkların adil bir şekilde çözülmesini sağlar.
  • Toplumdaki değişikliklere ve gelişmelere uyum sağlamak için gerektiğinde kendini yenileyebilir, bu da toplumun sürekli değişen ihtiyaçlarına cevap verir.

❗ “Sosyal kurallar“, zaman içinde toplumun ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterebilir ve bazı ahlak kuralları hukuk kurallarına dönüşebilir.

➡️ Örneğin, geçmişte sosyal norm olarak kabul edilen sigara içmenin kamusal alanlarda serbest olması, zamanla toplumun sağlıkla ilgili bilincinin artması ve pasif içiciliğin zararlarının daha iyi anlaşılmasıyla birlikte değişmiştir.

Bu sosyal değişiklik, birçok ülkede hukuk kurallarının oluşturulmasına yol açmıştır. Kamusal alanlarda sigara içme yasağı gibi hukuki düzenlemeler, toplumun bu yeni bilinç düzeyine uyum sağlamasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Bu dinamik yapı, toplumsal yaşamın sürekli gelişim içinde olduğunu gösterir. Yeni durumlar ve zorluklar ortaya çıktıkça, toplumlar bu değişikliklere uyum sağlamak için sosyal ve ahlaki normlarını güncelleyebilir.

➡️ Bir diğer örnek olarak “nafaka” yükümlülüğünü verebiliriz. Nafaka, genellikle boşanma veya ayrılık durumlarında, maddi desteğe ihtiyacı olan eşe, alt soya (çocuklar) veya üst soya (anne-baba) yasal yükümlülük olarak sağlanan mali yardımdır.

Bu yardımın amacı, yoksulluk riski altında olan kişilerin yaşam standartlarının korunmasına katkıda bulunmaktır. Nafaka, aile bireylerinin birbirlerine karşı olan doğal yardımlaşma ve dayanışma görevlerinin bir yansıması olarak, toplumsal ve ahlaki bir değerin hukuki bir norma dönüştürülmesi örneğidir.

Böylece, bireyler arası mali destek sorumluluk sadece ahlaki bir beklenti olmaktan çıkıp, ihlali durumunda yasal yaptırımlara tabi tutulabilecek bir hukuk kuralına dönüşmüştür.

❗ Hukuk kurallarının diğer sosyal kurallardan en önemli farkı, ihlal durumunda “maddi” yaptırımların devreye girmesidir. Bu yaptırımların caydırıcılığı ise “devlet gücü” ile desteklenmesinden kaynaklanmaktadır.

Yaptırım (Müeyyide)

Yaptırım, sosyal hayatta belirli kurallara uyulmadığı zaman karşılaşılan tepkileri ifade eder ve bu tepkiler, genellikle kişileri ya da grupları kurallara uymaya teşvik etmek için kullanılır. Yaptırımlar iki ana kategoriye ayrılır:

  1. Manevi yaptırımlar
  2. Maddi yaptırımlar

❗ İstisnasız sosyal hayatı düzenleyen bütün kurallarda yaptırım vardır.

Manevi Yaptırımlar

Manevi yaptırım, sosyal hayatta belli kurallara uyulmadığı zaman bireylerin karşılaştığı, genellikle toplum tarafından uygulanan ve maddi bir zarar içermeyen tepkilerdir. Örneğin, bir toplulukta büyüklere saygı gösterilmesi beklenirken, eğer bir birey yaşlı bir kişiye karşı saygısızlık ederse, bu davranışa toplumun tepkisi olarak o kişiye yönelik sosyal dışlanma, ayıplama gibi manevi yaptırımlar uygulanabilir. Bu tür tepkiler, bireyi toplumsal norm ve değerlere uygun davranış sergilemeye yönlendirir ve toplumsal düzenin korunmasına katkı sağlar.

Maddi Yaptırımlar

Hukuk kurallarına uyulmaması durumunda devreye girer. Örneğin, bir kişi hırsızlık yaparsa, mahkeme tarafından ceza alabilir veya para cezasına çarptırılabilir. Maddi yaptırımlar somut ve genellikle finansal cezaları veya hukuki sonuçları içerir. Dolayısıyla, daha caydırıcı ve etkilidir. Bu yaptırımların temel amacı, kuralları ihlal eden kişiye somut bir zarar vererek, bu tür davranışlardan kaçınmasını sağlamaktır.

Maddi yaptırım türleri beşe ayrılır:

  • Ceza (Suç)
  • Cebrî icra (Borç)
  • Tazminat (Zarar, sözleşmeye aykırılık, haksız fiil)
  • İptal (Hukuka aykırı)
  • Hükümsüzlük (Hukuki işlemin kanuna aykırı şekilde yapılması)

Ceza

Ceza, bir suç işlendiğinde uygulanan yaptırımdır ve “suç ve ceza” ilkesine dayanır. Suçun varlığı, buna karşılık gelen bir cezanın uygulanmasını gerektirir. Suçun niteliğine göre değişen cezalar, toplumun adalet anlayışını yansıtır ve hukuk düzenini korumayı amaçlar. Cezalar arasında para cezası ve hapis cezası gibi çeşitler bulunur.

❗ Ortada bir suç varsa ceza vardır.

Disiplin cezaları, özellikle statü sahibi kişilere, yani devlet memurlarına uygulanan özel yaptırımlardır. Bu tür cezalar, Türk Ceza Kanunu’nda değil, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenmiştir. Disiplin cezaları arasında uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve meslekten men gibi çeşitler yer alır.

Cebri İcra

Cebrî icra, borç ilişkisinden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde “devletin zor kullanarak” bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlama sürecidir. “Borç” kavramının burada yalnızca para borcunu değil, geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gereken bir durumu ifade ettiğini belirtmek isterim.

Örnekler üzerinden açıklamak gerekirse, bir çocuğun velayeti annesinde olduğunda ve baba çocuğunu hafta sonu ziyaret etmek istediğinde, anne çocuğu teslim etmeyi reddederse, baba devletin zor kullanımı aracılığıyla çocuğunu alabilir.

Diğer bir örnek, askerlik görevini yerine getirmeyi reddeden bir gencin, polis zoruyla evinden alınmasıdır. Aynı şekilde, yıkım kararı verilen bir binada yaşayan sakinlerin, polis zoruyla binadan tahliye edilmesi de cebrî icranın bir başka uygulama şeklidir.

Bu örnekler, cebrî icranın sadece mali borçlarla sınırlı olmadığını gösterir. Devletin, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesini zor kullanarak sağlama yetkisi ve otoritesi bu sürecin temelini oluşturur.

Tazminat

Tazminat, hukuka aykırı bir davranış sonucu ortaya çıkan zararların giderilmesi amacıyla ödenen bir bedeldir. Bu zararlar, “haksız fiil” olarak adlandırılan eylemlerden kaynaklanabilir ve zarar gören kişinin uğradığı kaybın telafi edilmesi gereklidir. Tazminat, hem maddi hem de manevi olabilir, bu da zararın niteliğine göre değişiklik gösterir.

  • Maddi Tazminat: Bu, zarar gören kişinin maddi kayıplarının, zarar veren tarafından doğrudan ödenmesi anlamına gelir. Zararın aynen (varsa yitirilen şeyin yerine konması) veya nakden (parasal değerin ödenmesi) tazmini şeklinde olabilir.
  • Manevi Tazminat: Zarar gören kişinin, yaşanan olay nedeniyle duyduğu üzüntü, keder veya acının bir nevi telafisi olarak öngörülür. Genellikle maddi bir ödeme ile gerçekleştirilir. Ancak, bazı durumlarda hakim, kamu önünde özür dileme veya yalanlamayı içeren farklı türde yaptırımlar da belirleyebilir.

❗ Maddi ve manevi tazminat davası aynı anda açılabilir.

❗ Bu bağlamda, soru köklerinde zararın doğrudan belirtilmese bile, haksız fiil veya sözleşmeye aykırı davranıştan bahsedilmesi, “tazminatı” gerektiren hukuki bir yükümlülük ihlalinin varlığına işaret eder.

İptal

İptal, hukuk normlarına uygun olmayan idari işlemlerin yetkili organlar tarafından geçersiz kılınması sürecidir. Bu işlem, idari kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve haksızlıkların düzeltilmesi amacını taşır.

Örneğin, bir şehir planlaması kapsamında bir vatandaşın evinin hatalı bir şekilde kamulaştırılma kararının iptali, bu sürecin bir parçası olabilir. Bu durumda, idari işlemin hukuka aykırılığı tespit edildiğinde, ilgili karar yetkili makamca iptal edilerek, vatandaşın mağduriyeti giderilir.

İptal işlemi sırasında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar şunlardır:

  • İptal kararları genellikle “idare” tarafından alınan kararlarla ilgilidir. Bu kapsamda, belediye, vergi dairesi, muhtarlık, milli eğitim müdürlüğü veya okul müdürlüğü gibi çeşitli idari birimlerin kararları söz konusu olabilir. Yani devleti temsil eden herkes idaredir.
  • İptal davaları için yetkili mahkeme genellikle idare mahkemesidir ve bu tür davalar idari yargının konusuna girer.

❗ İptal için görevli mahkeme “idare mahkemesi”, yargı ise “idari yargıdır.”

İdare aleyhine açılabilen davalar arasında iki ana tür bulunur:

  1. İptal Davası: Hukuka aykırı idari işlemlerin iptali için açılan davadır.
  2. Tam Yargı Davası: İdari işlemlerden kaynaklanan zararların tazmin edilmesi talebiyle açılan davadır.

Her iki dava türü de, bireylerin idari kararlar karşısında haklarını arayabilmesi için önemli hukuki yollardır.

Hükümsüzlük

Hükümsüzlük, hukuki işlemlerin hukukun öngördüğü esaslı kurallara veya şekil şartlarına uymadığı durumlarda geçersiz sayılması anlamına gelir. Bu durum, işlemin baştan itibaren herhangi bir hukuki sonuç doğuramayacağı anlamına gelir ve genellikle üç ana kategoride incelenir:

  1. Yokluk (Ana kurucu unsur hiç yoktur): Hukukun bir işlem için zorunlu tuttuğu temel unsurların hiçbirinin yerine getirilmemesi durumudur. Bu tür işlemler, baştan itibaren hiçbir hukuki geçerliliğe sahip değildir. Örneğin, Türk hukuk sisteminde, bir evliliğin resmi olarak kabul edilmesi için bir evlendirme memuru önünde yapılması gerekir. Evlendirme memuru olmaksızın yapılan bir evlilik yok sayılır.
  2. Butlan (Ana kurucu unsur var ama onu geçersiz kılacak kusurlar oluşmuş): Eksiklik, sakatlık anlamına gelen butlan, bir işlemin hukuki geçerliliğinin baştan itibaren olmadığı durumları ifade eder, ancak yokluktan farklı olarak, belirli emredici kurallara aykırılık söz konusudur. Butlan kendi içinde ikiye ayrılır:
    • Mutlak butlan (Kanunun emredici hükümlerine aykırı olması): İşlemin şekil şartları tam olarak yerine getirilse bile, işlemin emredici hukuk kurallarına aykırı olması durumunda söz konusudur. Örneğin, akıl sağlığı yerinde olmayan bir kişinin evliliği, işlemin hukuki olarak geçersiz olmasına neden olur. Mutlak butlanda, işlemle ilgili olan veya olmayan herkes tarafından dava açılabilir ve zaman aşımı söz konusu değildir.
    • Nisbi butlan (İrade de sakatlık olması): İrade bozukluğuna dayanan hukuki işlemler (hata, hile, tehdit vb. nedenlerle gerçekleştirilen işlemler) nisbi butlan kapsamındadır. Örneğin, ciddi bir tehdit altında yapılan bir sözleşme, nisbi butlanla sakatlanabilir. Nisbi butlan durumunda, genellikle zarar gören tarafın dava açma hakkı vardır.

❗ Resmî evlendirme memuru önünde evlenen kadın ve erkekten birisinin akıl hastası olması mutlak butlan, sarhoş bir kimsenin evliliği ise nisbi butlandır.

  1. Tek taraflı bağlamazlık (Taraflardan birinin sözleşme yapma ehliyeti yok): Bu durum, hukuki işlemin gerekli temel unsurları taşımasına rağmen, tamamlayıcı bir unsurun eksikliği nedeniyle belirli taraflar için bağlayıcı olmamasıdır. Örneğin, reşit olmayan bir çocuğun ebeveyninin onayı olmadan yaptığı pahalı bir alışveriş, çocuğu bağlamaz ve işlem iptal edilebilir.

Hükümsüzlük kavramı, hukuki işlemlerin geçerliliği ve tarafların korunması açısından önemlidir ve hukukun temel ilkelerinden birini oluşturur. Bu kavramlar, hukuki işlemlerin güven içinde yapılabilmesi için zorunlu kuralları belirler.

Hukuk Kurallarının Çeşitleri

Hukuk kuralları, toplumun düzenini ve bireyler arası ilişkileri yönetmek için var olan ve çeşitli türlerde karşımıza çıkan yönergelerdir. Bu kurallar, genel olarak üç ana kategori altında toplanır.

  • Emredici Hukuk Kuralları
  • Yedek Hukuk Kuralları
  • Tanımlayıcı Hukuk Kuralları

Her biri, hukuk düzeninin farklı yönlerine hitap eder ve belirli ihtiyaçları karşılar. Sırasıyla inceleyelim hepsini.

Emredici Hukuk Kuralları

Bu kurallar, tarafların üzerinde anlaşma sağlayamayacakları, değiştirilemez nitelikteki kurallardır. Bu tür kurallar, toplumun genel ahlakını düzenleme, zayıf bireyleri koruma ve kamu düzenini sağlama amacı taşır.

Trafik kuralları, herkesin uyduğu emredici hukuk kurallarının bir örneğidir. Kırmızı ışıkta geçmenin yasak olması, hem bireylerin güvenliğini hem de genel kamu düzenini koruma amacı taşır.

Kanun kapsamında, bir kişinin amca, hala, dayı ve teyze gibi yakın akrabalarıyla evlenmesi yasaktır. Bu tür hükümler, emredici hukuk kuralları kategorisine girer. Emredici hukuk kuralları, tarafların iradesine bakılmaksızın uygulanması gereken ve aksine anlaşma yapılamayacak kurallardır. Bu bağlamda, söz konusu evlilik yasağı, toplumun genel ahlak anlayışını, aile içi ilişkilerin sağlıklı yürütülmesini korumak ve genetik sorunların önlenmesi gibi kamu sağlığına yönelik endişeleri dikkate alarak konmuş bir kuraldır. Dolayısıyla, bu yasak, kanun tarafından kesin bir şekilde belirlenmiş ve tarafların bu konuda serbestçe karar veremeyecekleri bir konudur.

Yedek Hukuk Kuralları

Tarafların, aksini belirlemedikleri sürece geçerli olan hukuk kurallarıdır. Bu kurallar, tamamlayıcı ve yorumlayıcı olmak üzere iki alt kategoriye ayrılır.

Tamamlayıcı Hukuk Kuralları

Tarafların anlaşmada belirtmediği konularda devreye girer. Örneğin, bir iş sözleşmesinde çalışma saatlerinin belirtilmemesi durumunda, yasal çalışma saatleri bu eksikliği tamamlar.

Yorumlayıcı Hukuk Kuralları

Sözleşmede yer alan ancak yeterince açık olmayan maddelerin yorumlanmasında kullanılır. Örnek: Bir satış sözleşmesinde “teslimatın makul sürede yapılacağı” ifadesi, neyin “makul” olduğunun yorumlanması gerektiğinde yedek hukuk kuralları devreye girer. Örneğin, Kira sözleşmelerinde belirtilen ay başı ile kastedilen, ilgili ayın 1’idir.

Tanımlayıcı Hukuk Kuralları

Hukuki terimlerin veya kavramların ne anlama geldiğini açıklayan kurallardır. Bu kurallar, hukuki metinlerin doğru anlaşılması ve uygulanması için temel oluşturur. Örneğin; miras hukukunda “mirasçı”, bir kişinin ölümü üzerine mal varlığının kanuni veya vasiyetname yoluyla devredildiği kişiyi ifade eder. Fark edileceği üzere, bir kavramın tanımını veren ve “nedir?” sorusuna cevap veren bir tanımlayıcı hukuk kuralıdır.

Medeni Kanunumuz, bir kişinin sürekli olarak ikamet etmeyi amaçladığı yeri “yerleşim yeri” olarak tanımlar. Bu tanım, kişilerin hukuki işlemlerdeki adreslerinin belirlenmesi, tebligat gibi hukuki süreçlerde esas alınacak yerin tespiti gibi konularda önem taşır. Yerleşim yerinin tanımı, hukuki işlemlerin doğru bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla tanımlayıcı bir hukuk kuralı örneğidir. Bu kural, “yerleşim yeri nedir?” sorusuna net bir cevap vererek, hukuki metinlerdeki belirsizlikleri gidermeye yardımcı olur ve kişilerin hukuki statülerinin belirlenmesinde kullanılan temel kavramlardan birini açıklığa kavuşturur.

Hukuk Türleri

Hukuk, toplumun düzenini sağlamak ve bireyler arasındaki ilişkileri yönetmek için çeşitli kurallar koyar. Bu kurallar farklı türlerde olabilir ve her biri, hukukun farklı yönlerini yansıtır. Hukuk türlerini dört ana başlık altında inceleyebiliriz:

  • Mevzu hukuk
  • Pozitif hukuk
  • İdeal hukuk
  • Tarihî hukuk

Mevzu Hukuk (Mevzuat)

Mevzu hukuk, bir toplumda belirli bir zaman diliminde yürürlükte olan ve yetkili organlar tarafından konulan yazılı hukuk kurallarını ifade eder. Bu hukuk türü, devletin yasama organı tarafından çıkarılan yasaları, yönetmelikleri ve genelge gibi normatif metinleri kapsar.

Örnek: Türkiye Cumhuriyeti’nin 1982 Anayasası, mevzu hukukun bir örneğidir ve ülkenin temel yasası olarak hizmet verir.

❗ Mevzu Hukuk = Yazılı kaynak

Pozitif Hukuk (Müspet Hukuk)

Pozitif hukuk, belirli bir zamanda bir toplumda yürürlükte olan, hem yazılı hem de yazısız (gelenekler, teamüller gibi) tüm hukuk kurallarını kapsar. Pozitif hukuk, o toplumun hukuki gerçekliğini yansıtır.

Örnek: 1982 Anayasası ve yargısal kararlar, pozitif hukukun yazılı örneklerindendir. Yarıcılık geleneği ise yazısız hukuk kurallarına bir örnektir.

❗ Pozitif Hukuk = Yazılı ve yazısız kaynak

İdeal Hukuk (Tabii Hukuk-Doğal Hukuk)

İdeal hukuk, toplumun genel adalet anlayışına dayanan ve olması gerektiğine inanılan hukuktur. Bu hukuk türü, genellikle evrensel değerler ve etik normlar üzerine kuruludur.

Örnek: Kamusal alanlarda sigara içilmesinin yasaklanması, ideal hukukun bir yansımasıdır. Bu tür bir yasak, sağlıklı bir çevre oluşturma arzusundan kaynaklanır ve henüz her yerde yasal olarak yürürlüğe girmemiş olabilir.

Bir başka örnek olarak kamuya açık alanlarda sakız çiğnenmesinin yasaklanmasına dair kanun verilebilir. Böyle bir kanun yürürlükte değil ama olması istenmektedir.

❗ İdeal = Olması gereken/istenen

Tarihî Hukuk

Tarihî hukuk, geçmişte bir toplumda yürürlükte olan ancak artık geçerliliğini yitirmiş hukuk kurallarını ifade eder. Bu hukuk türü, hukukun gelişimini ve toplumsal değişimleri anlamak için önemlidir.

Örnek: 1961 Anayasası, Türkiye’nin tarihî hukukuna bir örnektir. Bu anayasa, bugün yürürlükte olan 1982 Anayasası’ndan önce Türkiye’yi yöneten temel yasaydı.

❗ Tarihî Hukuk = Geçmişte yürürlükte bulunan

❗ Türkiye Cumhuriyeti’nin şu anda yürürlükte olan anayasası, 1982 yılında kabul edilmiş olan 1982 Anayasası’dır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu