Temel Hukuk Kavramları

Borçlar Hukuku

Borçlar Hukuku, kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenleyen bir hukuk dalıdır ve bu ilişkileri yöneten temel ilkelerle birlikte, borç ilişkisinin nasıl kurulduğunu, işlediğini ve sona erdiğini kapsar.

Borçlar Hukukunda Bilinmesi Gereken Terimler

Borçlar Hukuku, özellikle ticari işlemlerde sıkça karşılaşılan bir dizi terim içerir. Bu terimlerin anlamlarını ve kullanımlarını bilmek, hukuki işlemleri doğru bir şekilde anlamak ve yürütmek için önemlidir. Bazı temel terimleri aşağıda anlamlarıyla beraber listeledim:

  1. Muaccel Borç: Vadesi gelmiş ve ödenmesi gereken borçtur. Bu borç için alacaklı, ödeme talebinde bulunabilir ve gerekirse hukuki yollara başvurabilir.
  2. Müeccel Borç: Ödeme vadesi henüz gelmemiş olan borçtur. Müeccel borçlar için ödeme zamanı, taraflarca belirlenen veya hukuki düzenlemelerle belirli bir tarihte yapılacak ödemeyi ifade eder.
  3. Vade: Borcun ödenmesi gereken tarihi belirtir. Vade, borç ilişkisinin temel unsurlarından biridir ve taraflarca önceden belirlenir.
  4. İhtar/Protesto: Borçlu tarafın borcunu vadesinde ödememesi durumunda, alacaklının borçluyu borcunu ödemesi için yazılı olarak uyardığı işlemdir. Protesto, genellikle çek veya senet gibi ödeme araçlarının ödenmemesi durumunda yapılır ve resmi bir uyarı niteliğindedir.
  5. Mahsup: İki kişinin birbirine karşılıklı olarak borçlu olmaları durumunda, borçların birbirine karşı mahsup edilerek sonlandırılması işlemidir. Mahsup ile borçlar karşılıklı olarak birbirinden düşülür.
  6. Gabin: Bir tarafın, diğer tarafın tecrübesizliğinden, bilgisizliğinden veya zor durumundan yararlanarak onu aleyhine olan bir sözleşme yapmaya ikna etmesidir. Gabin durumunda, mağdur taraf sözleşmenin iptali için dava açabilir.
  7. Muvazaa: Tarafların gerçek niyetlerini gizlemek amacıyla dışa yansıyan irade beyanları ile gerçek iradeleri arasında bilinçli olarak oluşturdukları uyumsuzluktur. Örneğin, vergiden kaçınmak için malın değerini düşük göstermek gibi. Muvazaa durumunda, gerçek hukuki durumun ortaya çıkarılması talep edilebilir.

Borçlar İlişkisinin Unsurları

Borç ilişkisi, alacaklı ve borçlu arasında kurulan hukuki bir bağdır ve bu ilişkinin merkezinde “edim” yer alır.

  1. Borçlu, alacaklıya karşı belirli bir eylemi gerçekleştirme (örneğin bir mal teslim etme veya bir hizmet sunma) veya bir eylemden kaçınma (örneğin bir sırrı ifşa etmemek) yükümlülüğüne sahip olan taraftır.
  2. Alacaklı, borçlu tarafından söz konusu edimin yerine getirilmesini talep etme hakkına sahip kişidir. Alacaklı, borçlunun yükümlülüğünün karşılanmasını bekler.
  3. Edim, borç ilişkisinin konusunu oluşturan ve borçlunun yerine getirmesi gereken davranıştır. Edim, bir şeyi vermek, bir iş yapmak ya da bir işi yapmamak şeklinde olabilir ve her zaman ahlaka, adaba ve hukuka uygun olmalıdır.

❗ Borçlu – Alacaklı = Edim

Borçlar Hukukuna Hakim Olan İlkeler

Borçlar Hukuku, kişiler arası borç ilişkilerini yönetirken bazı temel ilkeleri benimser. Bu ilkeler, borç ilişkilerinin adil ve düzenli bir şekilde işlemesini sağlamak için vardır:

  1. Nisbilik: Borç ilişkileri, sadece ilgili tarafları bağlar ve üçüncü kişiler üzerinde doğrudan bir etkisi yoktur. Her bir sözleşme ve borç ilişkisi, yalnızca o anlaşmanın parçası olan kişiler arasında geçerlidir.
  2. İrade Özerkliği: Bireylerin kendi arzularına göre sözleşme yapma ve borç ilişkisi kurma özgürlüğünü ifade eder. Bu ilke, tarafların kendi iradeleriyle karar verebildiklerini ve anlaşmalarını özgürce şekillendirebildiklerini belirtir.
  3. Sözleşme Serbestliği: Kişilerin herhangi bir sözleşme türünü özgürce yapabilme hakkını vurgular. Bu serbestlik, yasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla, tarafların diledikleri gibi anlaşma yapabilmelerini sağlar.
  4. Eşitlik: Borç ilişkilerinde tarafların eşit haklara sahip olduğunu ve hiçbir tarafın diğerine karşı haksız bir avantaja sahip olmaması gerektiğini belirten bir ilkedir.
  5. Şekil Serbestliği: Birçok borç ilişkisinin herhangi bir özel şekle bağlı olmadan kurulabileceğini ifade eder. Ancak, belirli türdeki sözleşmeler için yasal şekil şartları olabilir.
  6. Dürüstlük: Borç ilişkilerinde tarafların dürüst davranması ve birbirlerinin haklarına saygı göstermesi gerektiğini belirten bir ilkedir.
  7. Kusurlu Sorumluluk: Bir zarara neden olan tarafın, eğer kusurlu ise zararı tazmin etme yükümlülüğü olduğunu ifade eder.
  8. Üçüncü Kişi Aleyhine Borç Kurulamaması: Bir borç ilişkisinin yalnızca sözleşmeyi yapan tarafları bağladığını ve üçüncü kişilere karşı borç yüklenemeyeceğini belirtir.
  9. Sözleşmelerde İvaz (Karşılık): Sözleşmelerde genellikle bir karşılığın olması gerektiğini, yani tarafların birbirlerine karşı belirli yükümlülükleri ve hakları olması gerektiğini ifade eder.
  10. Borçlunun Yerleşim Yerinde İfa: Borcun, borçlunun yerleşim yerinde yerine getirilmesi gerektiğini belirten bir ilkedir. Bu, özellikle borcun ifa yerini belirlemede önemli bir faktördür.

Borcun Kaynakları

Borç ilişkilerinin oluşumunu sağlayan temel kaynaklar “hukuki işlem“, “”haksız fiil” ve sebepsiz zenginleşme” olarak üçe ayrılır. Bu kaynaklar, borçların doğuş şekillerini ve yükümlülüklerin nasıl ortaya çıktığını açıklar.

  1. Hukuki işlem
  2. Haksız fiil
  3. Sebepsiz zenginleşme

Hukuki İşlem

Hukuki işlem, tarafların karşılıklı irade beyanlarıyla hukuki bir sonuç yaratmayı amaçladıkları anlaşmalardır. Sözleşmeler bu kapsamda değerlendirilir. Örneğin, bir kişinin diğerine bir evi belirli bir fiyata satmayı teklif etmesi (icap) ve bu teklifin kabul edilmesi bir hukuki işlemdir. İcap, bir teklifin sunulduğu anı; kabul ise bu teklifin karşı tarafça onaylandığı anı ifade eder.

Haksız Fiil

Bir kişinin hukuka aykırı davranışı sonucu başka birine zarar vermesi durumunda ortaya çıkan borç ilişkisidir. Örneğin, bir kişinin bisikletini apartmanın girişine bırakması ve başka birinin bu bisikleti kasten hasar vermesi, haksız fiil sonucu zarar veren kişinin tazminat ödeme yükümlülüğüne neden olur.

Haksız Fiil Sorumluluğunun Doğması İçin Gereken Unsurlar

Haksız fiil sorumluluğu, bir kişinin hukuka aykırı davranışı sonucu başka bir kişiye zarar vermesi durumunda ortaya çıkar. Bu sorumluluğun doğması için dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir:

  1. Hukuka Aykırılık: Davranışın hukuka veya genel ahlak kurallarına aykırı olması. Yani, bir kişinin başkasının haklarına zarar vermesi veya yasalara uymayan bir eylemde bulunması.
  2. Kusur: Zarara yol açan kişinin davranışında kusurunun (ihmal veya kasten hareket etmesi) bulunması. Kusur, kişinin eyleminin sorumluluğunu bilerek veya bilmeyerek ihlal etmesi şeklinde olabilir.
  3. Zarar: Haksız fiil sonucu mağdur kişide maddi veya manevi bir zararın oluşması. Zarar, kayıp, hasar veya acı şeklinde olabilir ve ölçülebilir nitelikte olmalıdır.
  4. İlliyet Bağı: Hukuka aykırı davranış ile zarar arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması. Yani, kusurlu davranışın zararı doğrudan meydana getirmesi gerekir.

Örneğin, bir kişi trafik kurallarına uymayarak başka bir araca çarpar ve bu durum sonucunda diğer araçta maddi hasar oluşursa, haksız fiil sorumluluğu kapsamında tüm bu unsurlar bir araya gelmiş olur. Zarar veren kişi, hasarın tazminatını ödemekle yükümlüdür.

Sebepsiz Zenginleşme

Bir kişinin, haklı bir gerekçe olmaksızın, başkasının mal varlığından menfaat sağlaması ve bu durumda zarar gören tarafın, zenginleşen taraftan çıkar sağladığı kadarını geri isteme hakkı vardır. Örneğin, bir restoranda hesabın yanlışlıkla başka bir müşteri tarafından ödenmesi durumunda, ödeme yapan kişi, kendi hesabını ödemesi gereken kişiden ödediği tutarı talep edebilir.

Sebepsiz Zenginleşmenin Unsurları

Sebepsiz zenginleşme, bir kişinin haklı bir neden olmaksızın başka birinin mal varlığı aleyhine ekonomik bir kazanç elde etmesi durumudur. Bu durumda, zenginleşen kişi, elde ettiği kazancı hak sahibine iade etmekle yükümlüdür. Sebepsiz zenginleşmenin oluşabilmesi için dört temel unsur gereklidir:

  1. Zenginleşme: Bir kişinin mal varlığında, maddi veya manevi bir artışın meydana gelmesi. Bu, nakit para, mal veya hizmetlerin elde edilmesi şeklinde olabilir.
  2. Fakirleşme: Zenginleşmenin karşılığında, başka bir kişinin mal varlığında bir azalma veya kayıp yaşanması. Yani, bir kişinin zenginleşmesi sonucu başka bir kişi zarara uğrar.
  3. Haklı Bir Sebebin Bulunmaması: Zenginleşmenin meydana gelmesi için herhangi bir hukuki, ahlaki veya ekonomik gerekçenin olmaması. Eğer zenginleşme için meşru bir temel varsa, sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez.
  4. İlliyet Bağı: Zenginleşme ile fakirleşme arasında doğrudan bir ilişki olması. Yani, bir kişinin zenginleşmesinin, diğerinin fakirleşmesine neden olması gerekmektedir.

Örneğin, bir kişinin yanlışlıkla başkasına ait olan ve kendisine haksız yere geçen bir para miktarını harcaması, sebepsiz zenginleşme örneğidir. Bu durumda, yanlışlıkla zenginleşen kişi, elde ettiği kazancı gerçek sahibine iade etmekle yükümlüdür.

Borcu Sona Erdiren Nedenler

Borç ilişkileri, belirli koşullar altında sona erer. Bakınız:

  1. İfa (Ödeme): Borcun yerine getirilmesidir. Borçlu, borcunu tam olarak ödediğinde veya borç konusu edimi gerçekleştirdiğinde borç sona erer.
  2. İbra: Alacaklının borçtan vazgeçmesi anlamına gelir. Alacaklı, borçlunun borcunu affettiğini beyan ederse, borç sona erer.
  3. Tecdit (Yenileme): Mevcut bir borcun yeni bir borçla değiştirilmesidir. Taraflar arasında yeni bir anlaşma yapılarak eski borç sona erer ve yeni borç hükümleri geçerli olur.
  4. Kusursuz İmkansızlık: Borcun ifasının, borçlunun kontrolü dışında meydana gelen ve öngörülemeyen bir sebeple mümkün olmamasıdır. Örneğin, doğal afetler sebebiyle bir malın yok olması durumunda, bu malın teslimiyle ilgili borç sona erer.
  5. Alacaklı ve Borçlu Sıfatının Birleşmesi: Bir borç ilişkisinde alacaklı ve borçlu aynı kişi haline gelirse, borç sona erer. Bu durum, miras yoluyla sıkça karşılaşılır; bir kişi hem alacaklı hem de borçlu sıfatını miras yoluyla üzerine alabilir.
  6. Takas: İki tarafın birbirine karşı borçları varsa ve bu borçlar birbirine denkse, borçlar takas yoluyla sona erdirilebilir. Taraflardan biri, diğerinin borcunu kendi alacağı ile mahsup ederek borcu sonlandırabilir.

İrade Bozukluğu

İrade bozukluğu, bir sözleşmenin kurulması sırasında taraflardan birinin veya her ikisinin iradesinin çeşitli sebeplerle gerçek niyetini yansıtmayacak şekilde bozulduğu durumlardır. Bu bozulmalar, sözleşmenin geçerliliğini etkileyebilir. İrade bozukluğunun üç temel türü vardır:

  1. Hata: Taraflardan birinin veya her ikisinin, sözleşme konusu, önemli bir özellik, karşı tarafın kimliği gibi önemli bir hususta yanılgıya düşmesidir. Örneğin, bir sanat eseri satın alırken, alıcının eserin orijinal olduğunu sanması ancak eserin bir kopya olması gibi durumlar hata kapsamına girer.
  2. Hile: Bir tarafın, diğer tarafı aldatmak amacıyla gerçeğe aykırı bilgi vermesi, gerçeği çarpıtması veya önemli bazı bilgileri saklamasıdır. Hile ile sözleşme yapmaya yönlendirilen taraf, gerçek durumu bilmese veya hileye maruz kalmasaydı sözleşmeyi yapmayacak olabilir. Örneğin, bir aracın kazasız olduğunu söyleyerek satışını gerçekleştirmek böylesi bir durumdur.
  3. İkrah (Tehdit): Bir tarafın, diğer tarafı veya yakınlarını ciddi bir zararla tehdit ederek sözleşme yapmaya zorlamasıdır. İkrah altında yapılan sözleşmeler, tehdit edilen tarafın özgür iradesiyle yapılmış sayılmaz. Örnek olarak, bir kişinin, ailesine zarar verileceği tehdidi altında mülkünü başkasına devretmesi verilebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu